Şu sabahlarken, güneş doğduktan sonra içimi kaplayan sevgili bir saatlik enerji; eğer her daim içimde olsaydın, seninle dünyaları fethedebilirdik.
1
"There was a maiden that strayed among the corn, and sighed; then grew a new birth, a narcissus, and therein she forgot her sighing and her loneliness."
Aleister Crowley, The Book of the Heart Girt with A Serpent
(Source: temple-of-khnanthaiti)
Hepimiz biraz beldöjuğ değil miyiz sanki.
Adı duyulmamış bir şehrin caddelerini ezbere bilme çabasıyla eş değerdi onunkisi. Kimine göre gereksizdi, kimine göre olması gereken. Kimsesizin kimlere göreliğinden yırtıp, Malkoviç olabilmekti. Oldu ve silueti yok olmak üzere olan bir bedenin kasıklarında kıvranıyordu. İşlevsizlikti katlanması gereken ve buydu zaten kaçtığı. Paçaları kıvrılmış ha açılacak pantolonuna bu kadar öfkeli olmasaydı belki kaçmayacaktı.
Adı duyulmamış bir şehrin caddelerini ezbere bilme çabasıyla eş değerdi onunkisi. Kimine göre gereksizdi, kimine göre olması gereken. Kimsesizin kimlere göreliğinden yırtıp, Malkoviç olabilmekti. Oldu ve silueti yok olmak üzere olan bir bedenin kasıklarında kıvranıyordu. İşlevsizlikti katlanması gereken ve buydu zaten kaçtığı. Paçaları kıvrılmış ha açılacak pantolonuna bu kadar öfkeli olmasaydı belki kaçmayacaktı.
1
O değil de, geride bıraktıklarımız olayında kimse bahsetmemiş; ”Pompalamasyon, bu benim misyon” diye bir şarkıyı geride bıraktık.
aşk ne demek sen biliyor musun hee? aşk, böyle lunaparktaki tahta ata benzer. üzerinde hani bir ileri bir geri böyle gidiyormuş gibi bir his. sanki bir yere gidiyorsun. ayağın yerden kesiliyor. bir coşku. bir sikime gittiğin yok.
aşk ne demek sen biliyor musun hee? aşk, böyle lunaparktaki tahta ata benzer. üzerinde hani bir ileri bir geri böyle gidiyormuş gibi bir his. sanki bir yere gidiyorsun. ayağın yerden kesiliyor. bir coşku. bir sikime gittiğin yok.
(Source: uzuncteyze)
(Source: flickr.com)
"çok değişik bir kafan var."
güzel kafalar güzel, belki seks olur parfümü.
1
Küçükken annem ”arkamda gözüm var” dediğinde sanırım fazla ciddiye aldım. Her fırsatta gizli gizli yaklaşıp saçlarının arasında inceleme yapardım. En güzel bahanem de ”anne kuaförcülük oynayalım, ben saçlarını tarayayım” idi. Bazen arkasından tuhaf hareketler yapıp test ederdim, tepki vermeyince de ”ne kadar zeki kadın ya, gerekli olmayınca hiç kullanmıyor gözü” derdim. Bu da böyle bir anımdı.
1
Fizy’den şarkı paylaşırken linkten sadece # işaretini kaldırarak, Fizy reklamına maruz kalmışım hissiyatını yok eden ve yine bir video paylaşırken embedded olmamasına dikkat eden arkadaşlarıma buradan öpücüklerimi yolluyorum.
Pure Flesh.
Sana cümlelerimi çok kez tekrarlasam, ya da onları en sevdiğin cümleler arasına yerleştirsem, o zaman anlar mıydın diye merak etmiyor değilim. Aslına bakarsan, ben düşündüklerimin nasıl olur da başkasının beyninde var olmadığı fikrine hala alışmış değilim. Çok kapalı kutusun derler ya, sanırım o yüzden bu takıntım, çünkü ben Pandora’nın kutusunda kalan şeyin hep umut olduğuna inandım, niyeyse, pek de optimist sayılmam aslına bakarsan. Düşündüklerimi düşünmemenden ziyade, hissettiklerimi hissetmemenden şikayetçiyim büyük ihtimalle ki şu an bunları yazıyorum. Yani aslında senin için de yazmıyorum. Şu an belirli bir sen de yoksun zaten. Sen beynimde var ettiklerimin bütünüsün. Üzgünüm, seni istediğin bireyselciliğinle bütünleştiremiyorum. Tecrübelerimi oluşturan bir hatıra olmaya mahkumsun. Hem bu neden seni rahatsız etsin ki, yani ben neden seni rahatsız edebileceğini düşündüğümü bile bilmiyorum. Sanki okuyacaksın, sanki okusan bile gülmeyeceksin. Belki de okuyup kimseyle paylaşmadığın ve seni sen yapan yazılardan biri olur diye umut etmiyor da değilim. Yok yok, düşündüm de, artık öyle bir beklentim yok. Yani beni anlaman bile umrumda değil, anlıyor musun? Hem bu cümleyi gördüğün zamanki surat ifadeni ve iğretini bile hissedebiliyorum. Merakımı nasıl giderdiğimi anlamış olmalısın şimdi. En küçük anılarını çıkarımlar dünyama ekleyebiliyorum. Korkma, bu bir takıntı değil. Ben bunu hepinize yapıyorum.
My head is a jungle, jungle.
Sana cümlelerimi çok kez tekrarlasam, ya da onları en sevdiğin cümleler arasına yerleştirsem, o zaman anlar mıydın diye merak etmiyor değilim. Aslına bakarsan, ben düşündüklerimin nasıl olur da başkasının beyninde var olmadığı fikrine hala alışmış değilim. Çok kapalı kutusun derler ya, sanırım o yüzden bu takıntım, çünkü ben Pandora’nın kutusunda kalan şeyin hep umut olduğuna inandım, niyeyse, pek de optimist sayılmam aslına bakarsan. Düşündüklerimi düşünmemenden ziyade, hissettiklerimi hissetmemenden şikayetçiyim büyük ihtimalle ki şu an bunları yazıyorum. Yani aslında senin için de yazmıyorum. Şu an belirli bir sen de yoksun zaten. Sen beynimde var ettiklerimin bütünüsün. Üzgünüm, seni istediğin bireyselciliğinle bütünleştiremiyorum. Tecrübelerimi oluşturan bir hatıra olmaya mahkumsun. Hem bu neden seni rahatsız etsin ki, yani ben neden seni rahatsız edebileceğini düşündüğümü bile bilmiyorum. Sanki okuyacaksın, sanki okusan bile gülmeyeceksin. Belki de okuyup kimseyle paylaşmadığın ve seni sen yapan yazılardan biri olur diye umut etmiyor da değilim. Yok yok, düşündüm de, artık öyle bir beklentim yok. Yani beni anlaman bile umrumda değil, anlıyor musun? Hem bu cümleyi gördüğün zamanki surat ifadeni ve iğretini bile hissedebiliyorum. Merakımı nasıl giderdiğimi anlamış olmalısın şimdi. En küçük anılarını çıkarımlar dünyama ekleyebiliyorum. Korkma, bu bir takıntı değil. Ben bunu hepinize yapıyorum.
My head is a jungle, jungle.


